Eli toprağa değmemiş çocuklar,
başı göğe yükselen yapıların
soğuk karanlıklarından kurtulup
bir gün toprağı keşfetti.

Buhur kokulu nemine dokundular,
içinden filizlenen hayatı
şaşkın gözlerle seyrettiler.

Dost oldular,
diz çöktüler,
bir avuç toprak aldılar.

Avuçlarında nabız gibi attı dünya;
parmak aralarından süzülen zamanla
öğrendiler sabrı, beklemeyi, büyümeyi.

Bir tohum bıraktılar usulca,
üzerini umutla örttüler.

Ve anladılar—
doğayı keşfetmek,
ölümsüz ağaçlarda sevgi büyütmek gibi,
ışığını arayan kök gibi,
insanın kendine dönmesi,
yeryüzüyle yeniden tanışması gibi…

İnsan olmak gibi.