İçimde bir şehir taşırım—
bir caddeyle başlar,
şoseyle patika arası
kıyısından bir çay akar,
çaybaşıdır orası.

Bir çocuk geçer önümden:
yakası beyaz, kolalı,
siyah önlüğünün ceplerinde
elleri saklı—utangaç
omzunda bez çantası.
İçinde ince bir ders kitabı

Çocukluğum orada durur,
ürkek, meraklı
bir okul kapısında:
Selçuk İlkokulu.
Sınıflar sıralı,
üçerli sıralar halinde çocuklar,
başlarında öğretmenler—
sesler, tebeşir tozu,
yarım kalmış cümleler.
Ve okunur andımız.

Bir zil çalar içimde,
ve birden
avluya çıkar teneffüs—
hayallerinin ardından koşan çocuklar.

Hemen ileride bir durak vardır,
beklemekle uzayan.
Üç durak sonra çarşı—
at arabaları dizili,
ikişer koşulmuş,
gitmekle kalmak arasında.
Nal sesleri yankılanır.

Bir hanın önünde
bir adam, bir kadın, bir çocuk.
Adam telaşlı,
eşeğe yüklenmiş deri balyaları—
yorgunluk omuzlara çökmüş
akşamla birlikte.

Gün iner yavaşça,
ışık çekilir sokaklardan.
Hazırsa madeni para,
otobüsün önünde kumbara.
Üç durak daha—
ve ben
biraz daha büyümüş,
biraz daha susmuş hâlimle
evdeyim.