Sabah kalktığında
selam ver kendine —
öyle alelacele değil,
bir oyuncu gibi değil,

bir dost gibi.
“Günaydın” de,
sanki ilk kez karşılaşıyormuşsun gibi
kendi yüzünle.

Sıkı bir kahvaltı kur kendine,
ekmek, çay, belki biraz zeytin —
Unutma asıl doyurman gereken
içindeki eksik kalan yeri.

Gülümse.
Sebep arama.
Çünkü sahnede bazen
gülüş, rolü değil,
rol gülüşü taşır.

Ayakkabını giymeden önce dur —
tam kapının eşiğinde
işte orası kulistir hayatın.
Ve aklına gelsin:
sahneye birkaç adım kaldı.

Sor kendine:
Bugün ilk kim çıkacak karşıma?
Bir yabancı mı,
bir dost mu,
yoksa kendimin başka bir hali mi?

Kim olursa olsun —
coşkuyla selamla.
Çünkü belki de
en büyük oyun hatası
alışkanlıkla bakmaktır insana.

İyiyi bul,
güzeli bul,
zorla değil —
arayarak değil —
görerek.

Çünkü bazen güzellik
saklanmaz,
sadece bakılmamıştır.